Beşiktaş Halkın Takımıdır | Orçun Masatçı

Çocukluğumuzda izlediğimiz filmlerden midir, yoksa anlatılan hikayelerden mi bilinmez; hayal gücümüzün ve gerçeklerimizin sınırlarını çocukluk günlerimiz belirler. İşte o günlerden bu yana efsane yaratmakta hızlı davranışlarımız ve yarattığımız efsaneleri bir günde çöpe atışlarımızın sebebi biraz da memleketin atmosferiyle aynı.

“Kurtaracak olan kendi ellerimizdir bizi” cümlesini her fırsatta söylesek de, o mahirliğe erişmekte pek başarılı olduğumuz söylenemez. O zaman geriye tek bir şey kalmakta: Kurtarıcı/lar bekleme.

Kahramanlar yaratmakta üstümüze yoktur ama tıpkı olmayan öyküleri anlamlandırmakta becerimiz gibi, yarattığımız kahramanları yenecek en gül yiyecek olarak soframızın üstüne koyarız. Biraz düşünün seneler içinde hayatınıza giren çıkanları, hayatlarına girip çıktığınız insanları, sizin koyulduğunuz yerleri…

Şimdi açıkça söyleyeyim ki kişisel bir bedbahtlık yazısından ziyade, bir şeyi anlatmaktır derdim. Beşiktaşlıların çıkarttığı bir dergi olduğu için değil, hayatımın her alanında Beşiktaş ve Beşiktaşlılar olduğu için bir güzelleme olacak elbette bu yazı.

Geçtiğimiz günlerde politikayla ilgilenen ve elbette birçok kitabı devirmiş, kişisel olarak sevdiğim bir arkadaşım, “Beşiktaş halkın takımı değildir” diye yazmış ve altına da hepimizin bildiği endüstriyel futbol bilgilerini sunmuştu.

Öncelikle tüm takımların halkındır elbette. Çünkü halk tarifi, bir ideoloji için bir araya gelmiş kitleler olarak değil bilinçlenmesi ve ayaklandırılması gereken yığınlar olarak tarif edilir. Burada bizim “halkın takımı” derken neyi tariflediğimizi bildiği için, biraz onun üstünden yazmış eleştirisini.

Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün memleketteki her şeyi düzelterek devrim yapmasını beklemek ya da her Beşiktaşlıyı devrim saflarındaki bir militan sanmak ve öyle olmadığını anladığında dünyalarının yıkılması başta belirttiğim çocukluk hastalığımızdan başka bir şey değil. Takımlarda neyin simgeleştiğine dikkat etmek gerekir. Bu takımın içeriden, dışarıdan, soldan ve sağdan her gün darbe almasına karşı yıkılmayan bir çArşı grubu var. O grubun içindeki insanların homojen bir yapısı olmasa da herkes bilir ki, çArşı soldur, vicdandır işte kardeşim.

Facebook sayfasından yaptığı önemli anmalara bile en ufak destek gelmezken, altında bin bir yorumla cebelleşir halkın takımı olmayan o taraftar topluluğu. Hem öyle sizin son dönemlerden hatırladığınız gibi Haziran ayaklanmasıyla filan değil; Optik Başkan’dan bu yana alanlardadır çArşı. Kimliğini saklamaz ve her yerde de taşıdığı sorumluluğun bilinciyle olmaya çalışır. Devlet tiyatrolarını yakından ilgilendiren TÜSAK yasa tasarısına karşı daha devlet tiyatrosunun bir kısım oyuncuları bile tepki koyamazken, Halkın Takımı dergisi olarak bildiri yazılmış, sempozyumlara yollanmıştır. Çevre eylemlerinde, insan hakları eylemlerinde, hayvan hakları eylemlerinde hep o vardır. Ulan her gün saldırdığınız şu canım taraftar topluluğun Youtube’den açın da bir Van depremiyle ilgili videosunu izleyin. Gözlerinizden yaş gelmezse biraz düşünmek lazım.

Hülasa; kısa elden bir kaç örnekle anlatayım istedim. St. Pauli, Livorno çok sevilir bizim memlekette fakat en az onlar kadar direngen ve ayakta kalan bir futbol takımının taraftar topluluğunu yok etmek için herkes çalışabilir. Niyetiniz bu olmasa da her şey niyetle ilişkilendirilemez. “Cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla örülüdür.” Çok ciddiye alırım bu cümleyi; bir kaç kez yaşarken cehenneme gitmişliğim de vardır hani. Gittiğim yollarda dönüp arkama baktığımda ise o taşları döşeyenin hep ben olduğumu görmüşümdür.

Bu yazıyı 1600 yıl önce Roma’da düşünceleri yüzünden yakılan Giordano Bruno heykelinin yanı başında, onun gözlerinden Metin Altıok’un şiirlerini, Hasret Gültekin’in türkülerini duyumsayarak yazıyorum. Henüz ayağa kalkamadık birlikte, uzat elin de düşelim karanlığın peşine.

Beşiktaş’a baktığım zaman gördüğüm tek şey aşk ve aydınlıktır. Endüstriyel futbol martavalları çok da bağlamıyor bizi. Karşılıksız sevmenin ve birbirine tutunmanın ne demek olduğunu iyi biliriz biz. Yozlaştırmaya çalışanlara ve yok olmamızı bekleyenlere ise Optik Başkan’ın kararlılığıyla haykırmaya devam ediyoruz:

“Biz buraya 80 kişi geldik, 79 kişi dönmeyiz!”

 

Orçun Masatçı

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir