Tarih Yanılanların Soyunma Odasıdır | Emre Tuncal

Tarih benim için benim adımı söyleyebildiğim günlerde başladı. Benden önce nereyi fethettiler, kim hangi savaşı kazandı inanın umurumda değildi. Çünkü ben yokken, hiçbir şey yoktu benim için. Bu kadar lafın üzerine bencil biri olduğumu düşünmek gerek. Herkes kadar öyleyim.
Tarih sanırım 1989, top oynamayı hiç sevmiyorum. Futbol bana göre değildi, yani izlemesi iyi de oynaması çok fenaydı. Mahallede çocuk yerine konmuyorum, ileride mahallede adam yerine konmamama da değineceğim. Biraz sosyalleşmek adına maçlara girmeye çalıştım, o zamanlar sosyalleşmenin ne demek olduğu bilmiyorum, cümle içinde de kullanmazdım.
Yedek beklediğim günlerin ardından bir maça sonradan alınmış, saniyeler geçmeden bir iki sene önce kırdığım bacağımın üzerine düşmüştüm. Çok canım acıdı, hemen eve getirdiler, kırık olmadığını anlayınca önce annemden, sonra da babamdan dayak yedim. Bu benim mahallede iyice rezil olmam demekti, topa bile vuramadan düşmüştüm. Tarih düşenleri yazmaz, fakat burada tarih umurumda değil, ben unutmadım o düşüşü.
İlkokul sonlarına kadar hiçbir maçta oynamadım, zaten oynatmazlardı, en fazla izledim. Abimler futbol delisiydi çoğumuz gibi. Bir akşam TV’de “Süper Frikik” gibi ismi olan bir programda Sergen’in hareketleri hoşuma gitmişti, ertesi gün kesinlikle bir maça girip aynısını yapacaktım. Şafak diye bir arkadaşım vardı, teneffüste ona oynamak istediğimi söyledim. Hiç oynamadığım için hemen oyuna almadılar, kenarda bekledim. İlk teneffüs öyle geçti. 2. teneffüs Şafak “Yerime oyuna gir” dedi. Bu arada Şafak ilkokuldan sonra denizde boğularak ölmüştü, bunu 10 sene sonra öğrendim. O çocuk kaldı biz büyüdük, iyi bok yedik.
Rahmetlinin yerine oyuna girip, o hareketi yaptım. Topun üstüne basıp sağa çekip ayak içiyle çalım attım. Dünyanın en eski okulunda, Misak-i Milli’de, arka bahçede benim için hayat durdu, hayatımın ilk çalımını attım. Sanırım bundan sonra çalım atamayacağım hiçbir defans yoktu. Valla o gazla sürekli çalıma giren, her maça koşan, her maçta yardıran tip oldum.
Ben oynadıkça büyüdük, büyüdükçe arkadaşlar oynamaz oldu, herkes bir kızın peşine düştü. Yavaş yavaş tek derdi futbol olanlar kendi aramızda kümelendik. Lisede herkesin biralarla toplandığı ortamda ben Okocha’nın, Moldovan’ın gidişine; onlar Hatice’nin, Nermin’in gidişine içti. Biliyorum anlatım bozukluğu var, fakat düzgün anlatsam böyle ifade edemem.
Tam bir kızdan hoşlanır gibi oldum, o da benden hoşlanır gibi oldu. Fakat bazı şeyler ters gitti. Karşı apartmanın 3. katındaki kız Gülten, akşam kafasını demirlere koymuş bana bakıyordu. Sokak lambası patladığı için el salladığımı görmedi sanırım. Ben de ona bakmaya başladım, 1 saat bakıştık. Sonra Gülten’e bir şey oldu, bayılıp düştü. Aşağı nasıl indim, nasıl 3 kat yukarı çıktım bilmiyorum. Kapıyı Gülten açtı, sarı saçları parlıyordu. “İyisin çok şükür!” dedim, omuzlarından tutup salladım. “Bırak be manyak” dedi kapıyı kapadı. Eve geçtim, balkona oturdum ve Gültenlerin balkon ışığı yandı, annesi yerdeki viledayı kaldırıp tekrar balkon demirlerine bıraktı. Bir saat viledaya bakıp hayal kurmuşum, yalan yok ereksiyon filan da olundu. O günden beri karşı cins yelpazem hayli geniştir.
Her gün çalım manyağı yaptığım arkadaşlarımın o yaz aylarında sırayla Gülten’le sevgili olduğunu görünce öyle pek de çalım atmanın bir boka yaramadığını anladım. Aklımla pipim yer değiştiği zaman diliminden sonra ne topa vurmak, ne çalım atmak, ne gol atmak… Ne bileyim total futbol, estetik futbol beni sarmaz oldu, her şey düz, her şey kazanan odaklı olmalıydı. Kazandım, makineleştim, kaybettim.

Emre Tuncal

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir