Hem Gol Hem Penaltı | Doğan Dikdere

Eğer futbol ile edebiyatın yolu bir yerde kesişiyorsa spor yazarınınki de edebiyat eleştirmeni ile kesişecektir. Necati Cumalı yıllar önce yazmıştı: “Gerçekte, spor yazarı da, sanat eleştirmecisi de davranışlarında aynı ölçülerle hareket ederler. Her ikisinin de yazdıklarında nesnel (objektif) davranmak ellerinden gelmeyen bir tutumdur. Duygularına bağlı kalmaktan kurtulamazlar. Biri kulüp, oyuncu tutar; öbürü yazar kayırır.” (Vatan, 1957)

Futbol, eylemler, iş güç, trafik, darbe, dikta, stres, SGK, metrobüs, gelir vergisi, ofsayt, transfer, pankart derken dergi sayfalarının içinde bulduk kendimizi. Şampiyonluğun keyfinden olsa gerek. Passolig-ebilet, şifreli kanallar, 5 hakem ve çizgi teknolojisi dayatılırken nasıl edebiyat yapacağımı bulmaya çalışıyorum.

Mahallenin çocuklarını basketbola özendiriyorum boyları uzasın diye ama onlar gazozuna futbol maçı yapmayı tercih ediyorlar otobanın kenarındaki çimlerde. Mahallenin abisi olarak gazozu hep ben alıyorum; çünkü veletlerin hepsi bi takımda, ben ise hem kaleci hem oyuncu oluyorum maçta. Bizim zamanımızda mahallenin abisinin yenilmesi söz konusu değildi, neyse ki aştık bu problemleri.

“Semt bizim aşk bizim” diyorum, ay sonuna yaklaştıkça “rant kimindi?” diye soruyorum. Tekele yine zam gelmiş, gel de içme.

Edebiyat diyorduk; futbolun edebiyatı. Futbolcu kayırmalar, eyyamcı hakem, tüpçü federasyon, menajerlere yedirilen paralar, milli takımın “hak etmediği” primler… Hepsi aslında dibe vurmuşluğumuz. Bunlara inat güzellikler de var elbet; tribünde, sokakta sevdasını şarkılara, marşlara dökmüş, takımının formasıyla başı dik gezen taraftar ve hak arama mücadelesindeki o güzel insanlar.

“Maç başladı
Seyirciler oyun peşinde
Oyuncular top peşinde
Maç bitti
Taş, minder, şişe
Tekme, tokat, kroşe
Seyircisi, oyuncusu
Hepsi hakemin peşinde.”
(Ümit Yaşar Oğuzcan – Taşlamalar, 1966)

Bütün o laf kalabalıklarının, sloganların, marşların, ezber edilmiş her şeyin üstünde duran tek bir gerçeklik, tek bir yoldaşlık var… Kendi hayatını bir fikrin bizatihi kendisi kılan, yüreğinde Beleştepe’yi taşıyanlarımız var…

Futbolun, sporun ne olduğunu biliyoruz, Baba Hakkı’ları, Atom Karınca Rıza’ları biliyoruz. Eski açığın sesini kapalıya, yeni açığın sesini beleştepeye teyelleyen şeyin ne olduğunu biliyoruz. Mekânın bir belleği, zamanın bir mânası, bizim bir tarihimiz var; bunları biliyoruz.

“Çok sevdik be abi!”

 

Doğan Dikdere

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir