Dergicilik üzerine birkaç söz. | Hakan Kirezci

Dergicilik tekneciliğe çok benzer. Bir tekne sahibinin mutlu olduğu sadece iki büyük an vardır hepi topu; ilki tekneyi alırken ikincisi de satarken demişler.

Dergicilik bir tür virüstür diyebiliriz. Ancak bu virüs, diğerleriyle kıyaslandığında şöyle bir farklılık arz eder ki o gidip kimseye bulaşmaz, birileri gelip ona bulaşır.

Beleştepeli genç kardeşlerim de işte gelip bu virüse bulaşmışlar sonunda. Yalnız tanıtımlarından anladığım kadarıyla, kendilerinden önceki bazı akıllıların(!) tecrübelerinden dersler çıkarıp gemiyi taraftarın tahta iskelesine bağlamak yerine, palamarı edebiyatın sağlam(!) babalarına atmayı tedbiren ihmal etmemiş görünüyorlar. Yani taraftarın okumaya dair ilişkisinin duvar yazılarının ötesine pek geçemediğinin gayet farkındalar. Bu nedenle olmalı ki bol sloganlı ve daha da bol resimli fanzin çıkarmak yerine –yazar listesinden açıkça görülebildiği üzere- akıl fikir sahibi ciddi yazarlara ağırlık vererek edebiyat dergileri havuzuna maşrapayı daldırmışlar.

Eski bir dergi gazisi olarak kendilerine naçizane birkaç önerim olacak. İlki şudur: Çıkarmayın. Dertsiz başınıza dert almayın.

Bu yazdıklarımı eğer kendilerinden başka birileri de okuyabiliyorsa sanırım bu geç kalmış bir tavsiye oldu; geçelim…

Mademki bu kanattan hücum etmeye kararlısınız, mübalağa bir cenge hazır olun derim. Futbola dair solcu solcu yazılar yazıp futbola siyaseti zaten bulaştıracaksınız da ben işin şu edebiyat kısmına biraz takıldım. Dönemin modası yeraltı edebiyatı üzerinden bir şeyleri okuturum kaygısıyla dizüstü edebiyatına fazla prim vermeyin derim. Gördüğüm kadarıyla o türün yayın organları sadece kahve fincanı ve bir paket Camel’ın yanındaki Kürk mantolu madonna kapak fotosundan öte itibar gören bir şey değil gibi.

Fazla kafa şişirmeyeyim. Neler yapılmaması gerektiğine dair bir iki kelâm ettim diye “Peki abi ne yapılmalı?” diye soru sormayı aklından geçirenler varsa diye cevabını da şuraya koyayım: “Ne bileyim yav? Onu bilseydim zaten, hâlâ çıkarmakta olduğum bir dergi olurdu”

İşin mavrası bir yana; taraftarın çıkardığı bir yayın organının uzun yıllar yaşaması ütopya da olsa, sürekli yenilen bizim tarafın bir şekilde ses çıkarıp tarihe not düşmesi anlamında çok önemli bir işlevi olduğu su götürmez bir gerçeklik. Bu konuda verilen ve verilecek olan tüm emekler gün gelir karşılığını bulur. İşte o gün geldiğinde sanık değil savcı sandalyesinde oturacak olanlar, bu emektarlar olacaktır elbet.

Sadece yazıların değil bizlerin de derleneceği günlere daha çabuk ulaşabilmek umuduyla maşrapanız deliksiz, daldırdığınız havuzun da suyu bol olsun çocuklar.

 

Hakan Kirezci

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir