Sahalarda Onlar da Vardı | Arat Saadetyan

Bir zamanlar bu toprakların spor hayatında Ermeniler, Rumlar, Yahudiler de vardılar ve birçok spor dalında öncülük ettiler. Önceliğimiz futbol; o yüzden futbol üzerinden yürüyelim. Futbol üzerinden yürüyeceksek de elbet başı Lefter Küçükandonyadis çekecektir.

Ver Lefter’e, yaz deftere!

Futbola Büyükada’da başladı. Taksim Spor Kulübü’nde yetişti. 2 yıl Taksim takımında yer aldı. 1947’de Fenerbahçe kulübüne girdi. Lefter, 1964’e kadar toplamda 17 yıl giydiği Fenerbahçe forması altında 400’ün üzerinde gol kaydederek erişilmesi güç bir rekora imza attı. Bu süre zarfında, Türk futbolunun efsaneleşen isimlerinden biri olarak tanındı. Lefter Küçükandonyadis’i 2012’de kaybettik. Ne ilginçtir ki cenazesi, adını varlık vergisinin en önemli isimlerinden Şükrü Saraçoğlu’ndan alan Fenerbahçe stadından kalkacaktı. Fenerbahçeli yöneticilerin, Küçükandonyadis’in Rumluğuna vurgu yapılan sorulara “Hepimizden daha fazla Türk’tü” söylemleri ile cevap vermeleri ise aklımızda kalanlar arasındadır.

Nikola Büyükvafiadis, nam-ı diğer Boduri

Hatırlayacaklarımız arasında en hüzünlü hikaye muhtemelen ona aittir. Boyunun kısalığı nedeniyle ‘Boduri’ lakabı ile anıldı. ‘Manita’ adını taktığı çalımlarıyla meşhur oyuncu, futbola Beyoğluspor’da başlar. 23 Aralık 1940’ta Şeref Stadı’nda Galatasaray ile Beyoğluspor karşı karşıya gelir. Boduri de bir gün önce askere alınmıştır. Yöneticiler Boduri’nin maçta oynaması için izin ister. İzin verilir. Kışın sert bir günü, üzerinde ince bir tulumla kulüp binasına gelen Boduri bir hayli üşümüştür. Maçtan sonra da birliğine dönmesi gerekiyordur. Ancak  titreme geçirir. Birliğine bir sonraki gün gitmesi için izin istenir. Ne var ki gece sevkiyat vardır ve asker Boduri’nin de orada olması gerekiyordur. Boduri o gece Sirkeci’den Kilyos’taki birliğine giderken yolda fenalaşır. Gümüşsuyu Askeri Hastanesi’ne kaldırılır. Zatürreye yakalanan 21 yaşındaki genç oyuncu birkaç gün sonra hayata gözlerini yumar. Son maçını, yetiştiği Beyoğluspor’a karşı oynayacaktır Boduri.

Hristo Kostanda

5 sezon üst üste şampiyon olan, 144 maçta 599 gol atan ve sadece 81 gol yiyen takımın belkemiğiydi o… Baba Hakkı Yeten, Voleci Şeref Görkey, Şükrü Gülesin, Baba Hüsnü Savman, Çengel Hüseyin Saygun, Kemal Gülçelik gibi isimlerin yer aldığı efsane kadro içindeydi. 1936-1947 yılları arasında 7 sezon Beşiktaş’ta oynayan, 2 yılını da Beyoğluspor’da geçiren Hristo, Beşiktaş tarihinin en iyi sağ beklerinden biriydi.

Niko Kovi

Beşiktaş’ta oynayan Rum oyuncularından biri de Niko Kovi’ydi. 1953 doğumlu Niko, 1968-1973 yılları arasında Vefa’da, sonrasında ise 5 sezon siyah-beyazlı takımda yer aldı.  Niko Kovi, 3 kez A Milli Takım formasını giydi. Kovi, Beşiktaş ile lig şampiyonluğu kazanamadı ama Kara Kartallar’ın kazandığı ilk Türkiye Kupası’nda büyük rol oynadı. 1975’te Trabzonspor ile oynanan kupanın ilk maçını Beşiktaş 1-0 kaybetmişti. İkinci maçta Kovi’nin attığı golle 1-0’ı yakalayan siyah-beyazlılar, maçı 2-0 kazanarak kupaya uzanmıştı.

Rober Eryol

Galatasaray’ın efsane futbolcularından Rober Eryol Musevi’ydi. Çeşitli takımlarda amatör futbol oynadıktan sonra 1947’de Galatasaray’a transfer oldu.  Eryol, 1953’te Çanakkale Şehitler Anıtı’nın yapılması için üç büyükler arasında düzenlenen turnuvada da oynamıştı. Bu maçlar onun için anlamlıydı. Zira dedesi Çanakkale’de hayatını kaybetmiş, arkasında 7 çocuk bırakmıştı. Birçok şehidimiz gibi onun da dedesinin mezarı bilinmiyordu. Turnuvayı Galatasaray kazandı. 2000 yılında hayata gözlerini yuman Rober Eryol ise, yapılan Çanakkale Şehitler Anıtı’nı dedesinin mezarı olarak kabul ettiğini açıklayacaktı.

Garbis İstanbulluoğlu, namı-diğer Tenekeci Garbis

Garbis, Taksimspor’un forvet hattında yer alırdı. Babası teneke soba atölyesinde çalıştığı için herkes ona ‘Tenekeci Garbis’ derdi. Futbola, doğduğu semtin takımlarından olan Kadırgaspor’da başlar. 1950’de Vefa’ya transfer olur. Burada 90 lig maçına çıkan Garbis İstanbulluoğlu, 52 gol atmayı başarır. 1957’de Vefa’dan ayrılır. Sonrasında Taksim’de forma giymeye devam eder. 1952-53 yılları arasında Türkiye Milli Takımı formasını giyer.

Yıllar sonra Milli Takım formasıyla bir fotoğrafının olmaması onu üzer. 1989’da Gazeteci Cem Atabeyoğlu’ndan Milli Takım formasını giydiği bir fotoğrafını bulmasını rica eder. Cem Atabeyoğlu 1950’de Türkiye ile Yugoslavya’nın 2-2 berabere kaldığı maçta çekilmiş bir fotoğrafını bulur. Garbis İstanbulluoğlu çok mutlu olmuştur, “Mezarımdaki fotoğraf bu olacak” der. 1994’te ölen Tenekeci Garbis’in mezarında haç ve ay-yıldız bir aradadır.

 Garbis Parsehyan, nam-ı diğer Gözlüklü Garbis

Lakabı ‘Gözlüklü Garbis’ti. Gözleri ileri derecede bozuk olduğu için çerçeveli gözlükleriyle Taksim’de forma giyiyordu. Yağmur çamur demeden gözlükleriyle top oynayan bir futbolcuydu. Öyle ki, maç esnasında gözlüklerini formasına silerek temizliyordu. Adana Demirspor-Taksim maçında bir futbolcu ile çarpıştı. Gözlüğünün sol sapı yanağından içeri girdi. Gözlük parçası yanağından çıkarıldıktan sonra maça devam etti. Garbis Parsehyan Türkiye Futbol Federasyonu’ndan izin alarak, sahaya gözlükle çıkan ilk futbolcu olur.

Garo Hamamcıoğlu

Taksimspor’un efsane golcüsü Garo Hamamcıoğlu, Taksimspor’da yetişti, ardından 19 yıl boyunca oynayacağı Sarıyer’e transfer oldu. Sarıyer’in kaptanlığı yaptı, defalarca gol krallığına adını yazdırdı, Sarıyer’de 393 resmi, 91 özel karşılaşmada toplam 483 kez forma giyerek en fazla forma giyen 3. oyuncu oldu. Sarıyer’de toplam 165 gol atarak, hala daha Sarıyer tarihinin en golcü futbolcusu unvanını elinde bulunduruyor. Azmi ve çalışkanlığıyla öne çıkan Garo Hamacıoğlu, futbolu yetiştiği Taksimspor formasıyla bıraktı ama takımından kopamadı, bugün Taksimspor’un başkanlığını yapmaktadır.

Yıllar Sonra Aras Özbiliz

Bugün üst düzey spor ortamında artık Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler yok. 1940’larda iyi kötü isimlerine rastlarken; varlık vergisi, 6-7 Eylül Olayları, 20 Kura Askerlik derken ticareti ve mülkiyeti Türkleştirme politikalarının sonucunda artık yoklar. Futbolda son temsilcilerini 1980 yılında futbolu bırakan Sarıyer’in efsane golcüsü Garo Hamamcıoğlu ile hatırlıyoruz. O tarihten bugüne onların adlarını artık rastlamıyoruz. Bu yalnızca cemaatin küçülmesiyle açıklanamaz elbet, keza cemaat neden küçüldü sorusu da ayrı bir meseledir.

Şimdi yıllar sonra sahalarımızda, hem de Beşiktaş forması ile bu topraklarda doğmuş bir başka Ermeni futbolcuyu izleyeceğiz. İstanbul Bakırköy doğumlu futbolu Hollanda menşeli Aras Özbiliz… Muhtemelen bu coğrafyada kalsaydı yetenekleri asla bu seviyeye gelmeyecek ve hak ettiği değeri göremeyecekti. Onun Hollanda macerası yolunu yine doğduğu topraklara, hem de ne mutlu ki Beşiktaş’a getirdi.

Bu sezon Beşiktaşlısı, Fenerbahçelisi, Galatasaraylısı bütün Ermenilerin “Aras bu hafta ne yaptı?” diye soracağından en ufak bir şüphem yok…

 

Arat Saadetyan

2 thoughts on “Sahalarda Onlar da Vardı | Arat Saadetyan”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir