Yesiç Abi İyidir | Ahmet Büke

Annemle babamı hatırlamıyorum.

Babaannem, “Annen bir melek değildi,” der hep. “Baban da çok haylazdı.”

İkisi de olaylara karışmış.

Dedem bir defasında, onların tutulduğu yere götürdü beni. Altay-Gençlerbirliği maçı vardı ve Yesiç ceza sahasının hemen dışından serbest atışa hazırlanıyordu.

“Sana bunu söylemem lazım evladım,” dedi. “Bu stadyumu kullandılar. Tam orta saha çizgisinden tel örgüyle ayırmışlar. Bir tarafta kadınlar, öteki tarafta erkekler ters kelepçeliydi yerde. Bakkal Nihat’ın tanıdığı bir komiser vardı, o soktu beni. O zaman gördüm. Babanın beli kırık olduğu için kımıldanamıyordu. Anneni hiç fark edemedim o kalabalıkta, ama buradaydı.”

O dakika futboldan soğudum. Üstelik gol de gelmişti. Yesiç defans oyuncusuydu ama yüz seksen küsur maçta oynayıp attığı kırk beş golün çoğu serbest vuruşlardandı. Önümüzden, açık alnı ve seyrelmiş saçlarıyla, gülerek koşup geçti. Altay tribünü yıkılıyordu. Dedemle biz yerimize çivilenmiş gibiydik. Gözümü sahadan alamıyordum. Allah affetsin, ama babamı düşünmüyordum o anda. Annemi nereye yatırmışlardı acaba? Yesiç’in topu öpüp koyduğu yerdeydi belki de. Ya da şimdi, kalecinin çaresizce çöktüğü çizginin üzerindeydi. Belki parmaklarıyla çimenleri okşamıştı. Sabah çiğ yağar Alsancak Stadı’na, deniz iki adım ileride. Uzanıp damla damla yutmuştur.

“Çok kaldılar mı burada?”

“Doksan gün kadar.”

“Sonra?”

Dedem sonrasını anlatmadı.

Maç bitmeden çıktık. Bizden sonra yine vaveyla koptu. Yine gol geldi Altay’dan.

“Dede,” dedim, “peki, söylemiyorsun ama anladım, ikisini de orada öldürdüler. Neden hiç mezarlığa gitmiyoruz?”

Dedem konuşmadı.

Seyyardan köfte aldı ikimize. Yürüye yürüye siloların dibine vardık. Sırtımızı duvara verdik. Açtık, lakin ikimiz de kıyma kokan sıcak ekmeği dişleyemiyorduk. Memeleri sarkmış bir köpek geldi, durdu karşımızda. Kuyruğunu salladı, burnunu yere eğdi kaldırdı. Kocaman siyah gözleriyle içimize kadar baktı.

Ekmekleri attık önüne.

İki ayağıyla önüne çekti, çöktü yere. Çok aç olduğu belliydi. Çocuklarına süt yapacak üstelik, ama bize bakmaktan yiyemedi.

Dedem, “Kalkalım, yoksa yemez” dedi. Lokması büyürmüş boğazında kederimiz yüzünden.

Evde kapıyı babaannem açtı. Onu görür görmez ağlamaya başladım.

Dedeme döndü, “Anlattın mı?” dedi.

Dedem terasa doğru yürüdü.

O kadar zırladım ki kirpiklerim döküldü az biraz.

Babaannem termosifonu yaktı. Ne zaman kederlensem, keseleye keseleye yıkar beni.

Akşama da en sevdiğim yemeği yapmış: Fava.

Sizi bilmem de, futbolu, yeşil sahaları falan hiç sevmem ben.

Yesiç hariç ama.

Çok pis şutları vardı ve hep gülümserdi.

 

Ahmet Büke

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir