Futbol ve Milliyetçilik – Süha Selçuk

Her toplum ve kültür kendisini öteki toplumlardan farklılaştırarak tanımlamaktadır. Semboller aracılığı ile de bu farklılığı meşrulaştırmaktadır.
Brian Fay

Milliyetçilik sadece sağ siyasi yaklaşımın fanatik ve kimlikçi bir söylemi değil aynı zamanda günlük hayat içerisinde sürekli yinelenen ve yeniden üretilen hakim,ideolojik bir duygu, söylem ve davranış biçimidir.
Milliyetçiliği salt bir kimlik siyaseti olarak algılamak gündelik hayatta durmadan tekrarlanan davranışlarımızı ve reflekslerimizi görmemizi engelleyen bir yanılsamadan öteye geçemeyecek indirgemeci bir yaklaşım olacaktır.

Milliyetçiliğin beslendiği düşünce biçimlerini kabaca şu şekilde ifade edebiliriz: Milliyetçilik, kimlik üzerinden kendisini tanımlar, kolektif bir üst benlik oluşturur ve bunun sonucu olarak da “diğerleri” diye bir kategoriyi doğrudan ortaya çıkarır. Dolayısıyla milliyetçilik bir ötekileştirme potansiyelini taşımaktadır. Milliyetçilik doğası gereği, ötekileştirme eğiliminde olduğu için hayali tarihi hikayeler, destanlar, kahramanlıklar ve semboller üretmek durumundadır. Burada oluşturulan kolektif kimliğin, toplumda baskın olması amacıyla “diğerlerinden” üstün yönleri vurgulanarak toplumun milli kimliğe bağımlı hale getirilmesi amaçlanır. Diğer bir ifade ile, yaratılan kimlik diğer tüm kimliklerden üstün olmalıdır ki cazibesini artırabilsin. Bu mekanizmaların yoğun kullanımı toplumda paranoid düşüncelere yol açar, tüm diğer toplumların kendi üstün milletlerine düşman olduğuna inanılması en sık rastlanan paranoid düşüncedir. Kimlik ile birlikte oluşturulan üst benlik ve paranoid düşünceler milliyetçiliğin saldırgan karakterinin de kaynağını oluşturur. Aslında milli denilen “şey” “diğerlerinde” olmayanları ve hiçbir zaman erişemeyeceklerini içerir bu nedenle bu “şey” “diğerlerinin” tehdidi altındadır. Hayali olarak üretilen bu kavram ve ideoloji ile “milli kimliğe” inanmış ve bağımlı hale gelmiş topluluk artık “diğerlerinin” tıpkı kendisi gibi bir insan olduğunu hissetmeyecek kadar yabancılaşmıştır.

Milliyetçiliğin düşünsel arka planının kabaca kavranması sonrasında benzer motivasyonların gündelik hayatta bir araya gelmiş grup ve topluluklarda da var olduğunu görmek güç değildir. Bu konudaki tipik örnek futbol taraftar gruplarıdır. Özellikle futbol taraftar kimliği üzerinden kendisini tanımlayan topluluklar, milliyetçiliğin bu sorunlu yapısına oldukça yakındır. Baskın milliyetçi ideoloji tarafından her gün yeniden yaratılan dürtüler kuşkusuz ki futbol taraftar grupları içerisinde de etkin biçimde kendisini göstermektedir.

Konuyu biraz daha açacak olursak; milli denilen sıfat ve onun ürettiği kimlik, taraftar grupları içerisinde de “takım” ve “taraftar kimliği” olarak kendisini gösterir. Oluşturulan kolektif kimliğin “diğerlerinden” üstün olduğu var sayılır, “diğerleri” aşağılanır, bunun için tarihi hikayeler üretilir, “diğerlerinin” düşman olduğuna dair paranoid düşünceler oluşur. Bu mekanizmaların yoğun kullanımı, futbol taraftar grupları için “diğerlerini” faklı renklere gönül vermiş, futbol izlemekten ya da takımını desteklemekten keyif alan heyecan duyan bireyler olarak görmeyi engeller. Bu yabancılaşma beraberinde saldırganlığı getirir. Sadece futbol olmayan futbol, artık daha da öteye gidip ayırımcılığa ve nefrete dönüşmüştür.

Futbol endüstrisinin bu yabancılaşmayı körüklediğini ve bu ayırımcı yaklaşımdan nemalandığını fark etmek için; yıllar önce farklı renklere gönül veren taraftarların beraber maç izleyebilirken, bugün deplasman yasaklarına, pasolig uygulamasına ve 6222 sayılı kanuna kadar gelinen süreci ve bu süreç içerisinde endüstrileşen takım ve yönetim anlayışının başkalaşımını görmek yeterli olacaktır. Bugün gelinen nokta futbol yöneticileri ve taraftarları içerisinde “biz tekiz, büyüğüz”, “biz bize yeteriz”, “bizim duruşumuz var” vb söylemler ile “diğerlerini” oluşturan, kendisini üstün gören ayırımcı bir anlayışın baskın olmasıdır. Sistemin körüklediği bu anlayışın yoğun biçimde tekrarlanması ve artan oranda kabul görmesi taraftarlar arasındaki çatışmaları körüklemekte, paranoid duyguları uyarmaktadır. Sistem bir yandan nefreti beslerken diğer taraftan kendisinin yarattığı duygusal ve fiziki çatışmaları pazarlamakta ve pasolig kartı olarak tekrar taraftarlara satmaktadır.

Milliyetçiliğin kötürümleştirdiği bu toplulukları, içinde bulundukları gerçek dışı topluluk psikolojisinden çıkarabilecek tek güç tüm toplumların ortak çıkarlarının tüm kimliklerden üstün olduğunu fark ettirtecek dayanışma ve mücadele kültürüdür. Bu durumun en açık örneği gezi direnişidir. Gezi direnişinde oluşan taraftarlar üstü bilinç farklı renklerin bir arada durabilmesine olanak sağlamıştır.

Direnişi futbola değil, futbolu direnişe feda edebilecek bilinç ancak mücadeleyle kazanılır.

Dostluk ve dayanışmayı güçlendirebilmek dileğiyle.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir